Gece yarısı iki de fiyatları kontrol ediyordum ama bu sefer K çizgisine dikkat etmek yerine, elimdeki BTC'nin sadece boğa koşusunu beklemekten başka ne yapabileceğimi aniden düşündüm.
Bu düşünce beni yerimde oturtmuyor. Geçen yıllarda hep aynı oyunu oynadık - al, bekle, fiyatın uçmasını bekle. Ama beklemek kendisi bir maliyet. O fırsatlar, zincir üzerindeki inşaya katılabileceğimiz, o boğa koşusunda birikmesi gereken ekstra puanlar, hepsi "Buddist gibi tutma" içinde kayboldu gitti. Sanki bir araziye sahip olmak ama asla bir şey ekmemek gibi.
Sonra bir protokolün oyununu dikkatlice inceledim, aniden bazı hesapların yeniden yapılabileceğini fark ettim.
**Öncelikle ilk işlemi hesaplayalım: Ana para gerçekten korunabilir mi?**
Benim gibi biri için en korkutucu olan, az kazanmak değil, ana paranın kaybolmasıdır. Bazı platformların BTC'yi iki parçaya böldüğünü gördüm: bir kısmı "ana para belgesi", diğer kısmı ise "kazanç belgesi". Bu tasarım bana bir gerçeği düşündürdü - bu bir kumar değil, güvenlik ipiyle dışarıya çıkmak. Ana para her zaman orada sabitlenmiştir, tıpkı bir geminin dengeli taşları gibi, piyasa ne kadar sallanırsa sallansın, bu taş kaybolmaz. Kazanç kısmı ise, gerçekten risk almak için kullandığınız bahistir.
Bu hesaplamayı yaptıktan sonra, "güvenlik" in hiçbir şey yapmamak değil, tüm eylemler için bir geri dönüş yolu bırakmak olduğunu fark ettim.
**İkinci hesap: Katılım yapmanın getirisi ne olur**
"BTC ekosistemine inanıyoruz" diye hep bağırıyoruz, ama ekosistem inşası işinde sadece slogan atmanın ne faydası var? Gerçekten katılanlar ya geliştirici ya da madenci, sıradan token sahipleri ise sanki her zaman bir cam tabakanın arkasında.
Ama elindeki parayı kullanırsan - örneğin, ağı güvenliğini desteklemek için bir protokole yatırmak veya likidite havuzuna derinlik sağlamak - bu eylemler kendileri "iş yapmak" demektir. Ve iş yapmanın getirisi, sadece olası kazanç payı değil, daha da önemlisi, gerçekten bu sistemin bir parçası haline gelmendir. Bu hesap, aidiyet hissini ve uzun vadeli değeri hesaplar.
Buraya kadar geldiğimde, "tutmak" ve "inşa etmek" arasındaki çelişkinin asla olmadığını fark ettim, önemli olan hem güvenli hem de hareket edebilen o destek noktasını bulmaktır.
This page may contain third-party content, which is provided for information purposes only (not representations/warranties) and should not be considered as an endorsement of its views by Gate, nor as financial or professional advice. See Disclaimer for details.
10 Likes
Reward
10
3
Repost
Share
Comment
0/400
AirdropHunter007
· 11-28 01:45
Gerçekten, akışına bırak olarak bu birkaç yıl fırsat maliyeti kaybettiğimi kabul ediyorum, bu hesaplama yöntemi beni etkiledi.
View OriginalReply0
0xLostKey
· 11-28 01:39
Gece yarısı iki de gelen aydınlanma, Mum Çubuğu Grafiği'nden çok daha değerli.
Gece yarısı iki de fiyatları kontrol ediyordum ama bu sefer K çizgisine dikkat etmek yerine, elimdeki BTC'nin sadece boğa koşusunu beklemekten başka ne yapabileceğimi aniden düşündüm.
Bu düşünce beni yerimde oturtmuyor. Geçen yıllarda hep aynı oyunu oynadık - al, bekle, fiyatın uçmasını bekle. Ama beklemek kendisi bir maliyet. O fırsatlar, zincir üzerindeki inşaya katılabileceğimiz, o boğa koşusunda birikmesi gereken ekstra puanlar, hepsi "Buddist gibi tutma" içinde kayboldu gitti. Sanki bir araziye sahip olmak ama asla bir şey ekmemek gibi.
Sonra bir protokolün oyununu dikkatlice inceledim, aniden bazı hesapların yeniden yapılabileceğini fark ettim.
**Öncelikle ilk işlemi hesaplayalım: Ana para gerçekten korunabilir mi?**
Benim gibi biri için en korkutucu olan, az kazanmak değil, ana paranın kaybolmasıdır. Bazı platformların BTC'yi iki parçaya böldüğünü gördüm: bir kısmı "ana para belgesi", diğer kısmı ise "kazanç belgesi". Bu tasarım bana bir gerçeği düşündürdü - bu bir kumar değil, güvenlik ipiyle dışarıya çıkmak. Ana para her zaman orada sabitlenmiştir, tıpkı bir geminin dengeli taşları gibi, piyasa ne kadar sallanırsa sallansın, bu taş kaybolmaz. Kazanç kısmı ise, gerçekten risk almak için kullandığınız bahistir.
Bu hesaplamayı yaptıktan sonra, "güvenlik" in hiçbir şey yapmamak değil, tüm eylemler için bir geri dönüş yolu bırakmak olduğunu fark ettim.
**İkinci hesap: Katılım yapmanın getirisi ne olur**
"BTC ekosistemine inanıyoruz" diye hep bağırıyoruz, ama ekosistem inşası işinde sadece slogan atmanın ne faydası var? Gerçekten katılanlar ya geliştirici ya da madenci, sıradan token sahipleri ise sanki her zaman bir cam tabakanın arkasında.
Ama elindeki parayı kullanırsan - örneğin, ağı güvenliğini desteklemek için bir protokole yatırmak veya likidite havuzuna derinlik sağlamak - bu eylemler kendileri "iş yapmak" demektir. Ve iş yapmanın getirisi, sadece olası kazanç payı değil, daha da önemlisi, gerçekten bu sistemin bir parçası haline gelmendir. Bu hesap, aidiyet hissini ve uzun vadeli değeri hesaplar.
Buraya kadar geldiğimde, "tutmak" ve "inşa etmek" arasındaki çelişkinin asla olmadığını fark ettim, önemli olan hem güvenli hem de hareket edebilen o destek noktasını bulmaktır.